Cesur Yeni Dünya Önder Kurt Popüler

http://www.e-hayalet.net/media/reviews/photos/thumbnail/300x300s/a2/b7/04/_cesuryenidunya_1310938219.jpg
Yazar: Önder Kurt     Temmuz 17, 2011    
 
9.0 (1)
1070   0   1   0   0   0
Write Review

Kitap

Orjinal Başlık
A Brave New World
Yayın Evi
Yıl
1932
Çevirmen
Sayfa Adedi
348

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley'in bir romanı, magnum opus'udur. Brave New World romanın özgün adıdır.

Romanın kurgusu Londra'da 26. yüzyılda geçmektedir ve distopik bir atmosfer mevcuttur. Romanda üreme teknolojisi, öjenik ve hipnopedi (uykuda öğretim) sayesinde toplum değiştirilmiştir. Aslında tanımlanan dünya bir ütopya olarak da gözükebilir, fakat ironik bir ütopya; zira insanlık sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiştir; tüm ırkların eşit olduğu ve herkesin mutlak olarak mutlu olduğu bir dünya vardır. Fakat, ironik biçimde, tüm bu gelişmeler birey için çok önemli olan birçok değerin yok edilmesi, kaldırılması ile başarılmıştır; aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, din ve felsefe artık yoktur. Ayrıca salt zevki önüne gelenle seks yapmada ve uyuşturucu kullanımında bulan toplum hazcı (hedonistik) bir topluma dönüşmüştür.

Romanın ismi, Shakespeare'in Fırtına isimli eserinden, perde V, sahne I'deki Miranda'nın konuşmasından alınmıştır:

O wonder!
How many goodly creatures are there here!
How beauteous mankind is!
O brave new world,
That has such people in't!

Türkçe çevirisi:

Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya
Çeviri : Can Yücel

Konu başlıkları

[gizle]

Geçmiş ve Genel Durum [değiştir]

Aldous Huxley romanı 1931'de İngiltere'de yaşarken kaleme aldı. Bu dönemde zaten başarılı bir yazar ve sosyal hicivci olarak tanınmaktaydı. Cesur Yeni Dünya, Huxley'in beşinci romanı ve ilk ütopya (veya distopya) denemesidir. Kitap, Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in Mıy (Biz) isimli kara ütopyası'ndan oldukça etkilenmiştir (bu kara ütopya George Orwell'in 1984 isimli eserini de etkilemiştir).

 

Karakterler [değiştir]

Bernard-Marx : Alfa-Artı psikoloğu. Uygarlığın önceden belirlenmiş rollerine seve seve razı olmaları için yetiştirilmiş ve şartlandırılmış modern insanları arasında duygu kavramının farkında olan istisnalardandır. Fakat Marx Londra Kulukça ve Şartlandırma Merkezi'nde mutsuzdur. Çünkü fiziksel olarak diğer Alfa-Artılardan farklıdır (neredeyse bir Delta kadar kısadır), bu nedenle de dışlanmaktadır. Hatta yapay kanına fazla alkol konulduğundan bu hale geldiği iddia edilmektedir. Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, Bernard'ın kaçma duygusunu güçlendirir. Bu yüzden eski, ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine (New Mexico) yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde Londra’ya getirdiği ‘Vahşi', teknik uygarlığı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır.

John the Savage (Vahşi): Linda ve Thomas’ın oğlu. Vahşi'nin annesi Yeni Dünyalı olmasına rağmen bir gezide kazara orada unutulmuş ve yine kazara hamile kalıp, John'ı doğurmuş. Vahşi bulup okuyabildiği tek kitap olan Shakespeare derlemesiyle yaşamını biçimlendiriyor, dünyaya ozanca bir algılamayla bakıyor ve sirk maymunu yapılması niyetiyle getirildiği Yeni Dünya’daki saçmalıklara soneler ve oyunlarla karşı durmaya çalışıyor. Ama Eski Dünya’da “yabancı veya ten rengi farklı” olduğu için dışlanan, Yeni Dünya’da ise yaşam alanı bulamayan Vahşi'nin dünyası bu ağırlığı taşıyamıyor.

Henry Foster: Hatchery’nin yöneticisi ve Lenina’nın partneri.

Lenina Crowne: Beta-Artı Embriyo çalışanı, sarışın ve etine dolgun, John’ın sevdiği kız.

Mustapha Mond: Batı Avrupa Dünya Denetçisi. Diğer insanların mutluluğu uğruna çok sevdiği gerçek bilimden vazgeçmiş insan.

Fanny Crowne: Beta Embriyo çalışanı, Lenina’nın arkadaşı.

Benito Hoover: Lenina’nın Alfa-Artı arkadaşıdır. Bernard’dan hiç hoşlanmaz.

Helmholtz Watson: Alfa-Artı insanı. Duygusal Mühendislik Koleji'nde doçent, Bernard Marx ve John'ın (Vahşi) güvenip, sırlarını paylaştıkları insan. Bernard gibi o da üretim hatasıdır. Hissetmesi veya cinsellikten kendini soyutlaması antisosyal ve hoşgörülemez aykırı davranışlardır.

Linda: John'un annesidir. Ayrı bölgede mahsur kalmadan önce Londra'da Beta-Eksi bir embriyo işçisiydi. Uygar dünyada normal olan davranışları (istediğiyle cinsel ilişkiye girmek vs. - Çünkü "Herkes herkese aittir") nedeniyle vahşi ayrı bölgesinde dışlanmıştır.

Yaşlı Mitsima: John’a Indian’ı ve kilden çömlek yapmayı öğreten kişi.

Popé: Linda'nın ayrı bölgedeki sevgilisi.

Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi: Seri insan üretimi ve eğitiminin yapıldığı merkez. Bokanovski yöntemiyle tek yumurtadan yüze yakın ikiz embriyo oluşturulmakta, bu yüzden dünya nüfusu 2 milyardan fazla olmasına rağmen 10.000 soyadını paylaşmaktadır. Bu merkezde sosyal sınıfları ve görevleri önceden belirlenmiş, neredeyse her türlü hastalığa (yaşlanmaya bile) karşı bağışıklık sahibi insanlar üretilir. Zihinsel hiyerarşik bir sosyal kast sistemi vardır. Bunlar Alfa-Artı entellektüellerinden Epsilon-Eksi yarı moronlarına kadar sıralanmıştır. Yine aynı merkezde Pavlov tarzı şartlandırmayla herkes kasttaki yerini, ait olduğu sınıfı ve yapmak zorunda olduğu işi sevmeye, bireyselliğe değil topluma önem vermeye ve sürekli tüketmeye şartlandırılır. Cesur Yeni Dünya'nın mutlu ve istikrarlı insanları üretilmiş olur.

Kitaptaki Karakterlerin İsim Kökenleri [değiştir]

  1. Bernard Marx, George Bernard Shaw ve Karl Marx
  2. Lenina Crowne, Vladimir Lenin
  3. Fanny Crowne, Fanny Kaplan, Lenin'i öldürmek için başarısız bir suikast girişimi düzenleyen kişi.
  4. Polly Trotsky, Leon Trotsky
  5. Benito Hoover, Benito Mussolini, Herbert Hoover
  6. Helmholtz Watson, Hermann von Helmholtz, John B. Watson
  7. Darwin Bonaparte, Napoleon Bonaparte, Charles Darwin
  8. Herbert Bakunin, Herbert Spencer, Mikhail Bakunin
  9. Mustapha Mond, Mustafa Kemal Atatürk, Sir Alfred Mond
  10. Primo Mellon, Miguel Primo de Rivera, Andrew Mellon
  11. Sarojini Engels, Friedrich Engels, Sarojini Naidu
  12. Fifi Bradlaugh, Charles Bradlaugh
  13. Joanna Diesel, Rudolf Diesel
  14. Jean-Jacques Habibullah, Jean-Jacques Rousseau, Habibullah Khan

 

KAYNAK: Vikipedi

 

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

İçerik 
 
9.0  (1)
Eğer bütün arzularımız gerçekleşir, hazzı sınırsızca yaşarsak kendimizi ideal bir toplumda değil bir kabusun, bir ters ütopyanın içinde buluveririz. Bu kült eserin ana fikrini, eğer illa ki gerekiyorsa sanırım böyle özetleyebiliriz.

1932 yazılmış olmasına bakıp, güncelliğini yitirmiş olabileceği düşünülmesin, "Cesur Yeni Dünya" kanımca yazıldığı dönemden çok daha aktüeldir, hazzın, cinselliğin en azından İslam coğrafyası dışında yaşamın yegane amac haline getirildiği şimdilerde.

İlginçliği, diğer ters-ütopyalara tezat bir şekilde baskı, yasaklama, korku araçları ile değil, bilakis "özgürlük", "eğlence", "kolay mutluluk", "arzuların sınırsız tatmini" üzerinden kurulan bir kontrol toplumunu anlatmasından kaynaklanıyor.

Bu toplumda kimse mutsuz değildir, düşünceler üzerinde baskı da yoktur zira kimsenin dile getirebileceği bir düşüncesi zaten yoktur, en başta hiç oluşmaz zaten. Oldukça hiyerarşik sınıflı bir toplumdur, ancak hiç kimse bunun rahatsız olunabilecek bir durum olduğunu düşünmez. Zira sınıflar, bir sömürü ihtiyacından kaynaklanmaz, tamamen işlevseldir.

Yeni bireyler, kadın ve erkeğin doğal çiftleşmesi sonucu değil, dalyandaki balıklar gibi yapay seri üretimle üretilir. Sürekli mükkemmelleştirilen, damızlık yumurta ve spermlerin döllenmesi ile oluşturulan zigotlar, uzun seri üretim sürecinde geçirildikleri farklı işlemler sonucu farklı işlevleri olan bir sınıfa uygun bireyler haline getirilir. Örneğin bir işçi üretilecekse, Hatcery, yani dalyandaki yapay döllenme işleminin belli aşamalarında embriyoya az oksijen verilir ve beynin gereğinden fazla gelişmesi önlenir. Her sınıfın ne kadar bireyden oluşacağı, ince hesaplar sonucu ihtiyaca göre saptandığı için, aşırı nüfus sonucu ortaya çıkabilecek problemlerin tümünün önüne geçilmiştir; işssizlik, konut, ulaşım, sağlık, eğitim sorunları kökten çözülmüştür. Bütün dünya hakları, aynı sistemde birleşmiş olduğu artık savaşlara da gerek kalmamıştır, tek bir dünya toplumu kurulmuştur.

Kısacası önümüzde tarihin başlangıcından beri insanlığın başına musallat olmuş temel sorunların hepsi çözülmüştür.

Bu tamamen kapanmış, tarihin gerçekten sonunda kurulmuş "ideal" bir toplumdur. Son tahlilde bir distopyadır ama aslında kendi işleyişinin mantıki sonucuna vardırıldığı Kapitalizmin ideal ütopyasıdır.

Huxley bunun ipucunu, bu ideal toplumun dini için yaptığı seçimle verir; bildiğimiz bütün semavi ve dharma dinleri yerlerini "John Ford" dinine bırakmıştır. İnsanlar şaşırdığında, -Aman Tanrım, Oh Jesus vs diye değil, Aman John Ford'um, Ford'umuz korusun vs diye bağırırlar. Yapay döllenme bandı da, romanın yazıldığı yıllarda bugün Facebook'un yarattığına benzer bir etkiye sahip olan Fordist üretim bandına bir göndermedir.

Dolayısıyla rahatlıkla Cesur Yeni Dünya'nın diğerleri gibi, örneğin Orwell'in 1984'ü gibi totaliter sosyalist bir toplumun değil -hoş 984 de sosyalist toplumlarda değilkapitalist toplumlarda gerçekleşti ya neyse- , doğal üreme fonksiyonun bile otomatize edildiği, insanların biyolojik varlığının bile kapitalist üretim sürecine dahil edildiği, mantıki sonucna vardırılmış bir kapitalizmin eleştirisi olduğunu söylebiliriz.

Henüz yaygınlaşmamış olsa da, genetik mühendisliğindeki büyük gelişmeler sonucunda, tıpkı romanda olduğu gibi insanın biyolojik üreme işleminin herhangi bir meta üretimi gibi tamamen kontrol edilebilir bir süreç haline getirilebileceğini biliyoruz. Bundan sonra sözkonusu olan sadece bebek-meta'nın üretiminin pazara sürülümü feasible olacak kadar verimliliğinin arttırılmasıdır. Belli özelliklere sahip bir araba siparişi ne kadar kolaysa, belli özelliklere bir bebeğe sahip olmak da artık o kadar kolaydır.

İdeal genlere sahip, arzularının önündeki bütün engeller ortadan kaldırılmış, dolayısıyla her dürtüsünü anında tatmin eden bieylerden kurulu bu toplum kurgusu çok ciddi bir soru koyar önümüze; bütün bu zevkleri deneyimleyen kim? Özne nerde?

Woody Allen'in bir filminde, işyerlerindeki, okullardaki yiyecek-içecek otomatları gibi sağda solda orgazm otomatları vardır. Orgazm ihtiyacı doğduğunda insanlar yemek molasında vs bir 5 dakika bu otomatların içine girer, orgazm olup çıkarlar.

Arzu, tatmini önündeki bütün engeller ortadan kalktığında kendisi de kaybolur. Lakin temel Zizek okumalarının bize öğrettiği Lacan'cı felsefeye göre, tatmini sürekli ertelenen Arzu bizleri özne olarak kurar. Tatmin edilmeyen arzunun etrafında oluşturulan fantazi kurgusu içinde bir özne olabiliriz ancak. Fantazi katedilir ve dolayısıyla o kurgu dağılırsa bir özne olarak bizde dağılırız.

Romanda fantazinin katedilip öznelliğin bu dağılışının örneğini, Vahşi John'un "uygar" Lenina'ya aşkını ilan ettiği sahnede görürüz;

John "uygarlıktan" uzak, hala John Ford öncesi tarihte takılıp kalmış vahşi yerli kabile içinde büyümüştür; bir köşede unutulmuş Shakespeare'in toplu eserlerini okuyarak romantik bir öznellik geliştirmiştir. Lenina ile karşılaştığında, arzunun ulaşılamayan nesnesi olarak onun etrafında bir fantazi kurar, derin aşk acıları yaşamaya başlar. Roman boyunca ona nasıl açılacağını düşünür durur. Lenina da kayıtsız değidir, zira kendi kıstaslarına gire John ideal bir arzu nesnesidir, yakışlıktır, atletiktir vs John'un ona hala sevişme teklif etmemiş olmasını yeterince güzel olmamasına bağlar.

John sonunda onu deli gibi sevdiğini ilan ettiğinde Lenina hemen soyunuverir "Canım benim niye daha önce söylemedin" diye. John beyninden vurulmuşa döner, çıldırır, kendisini bir özne yapan bütün bir fantazi kurgusu dağılmıştır.


Cesur Yeni Dünya, yazarın niyeti o mudur bilemem ama, değilse bizim kendi okumamızla ona yüklememizde herhangi bir sakınca olmayan, bence güncelliğini hala koruyan, hatta yazıldığı dönemde bile olmadığı kadar güncel, son derece önemli bir ders verir bize; kapitalizm, sınırsız zevke, sınırsız tüketime, bütün bireylerin bütün arzularının dolaysızca tatmin edebilmesine dayanan bir toplum modelini hedefleyen kendi mantıki sonucuna varabilse "dahi", ki malum o da çok zor, ortaya çıkacak bir "Güneş Ülkesi", masalsı bir ütopya değil, boğucu ölçülerde sıkıcı bir toplum olacaktır.

Bu dersin, komunist ütopyaya yönelik bir de Corollary'si var;

Cesur Yeni Dünya, komunist ütopya ile kapitalist ütopya'nin son tahlilde aslında özdeş olduklarının ipucunu verir. Şöyle bir düşünelim, genel ortalama sol zihinlerde komunist ütopik toplum nasıl tahayyül edilir, Cesur Yeni Dünya'dan çok da farklı mıdır? İşte bütün temel toplumsal çelişkilerini aşmış, karnı doyan, arzularını sınırsızca tatmin edebilen bireylerden oluşmuş bir toplum.

Eğer kapitalist ütopya ile farklılığımızı ortaya koymayı gerçekten istiyorsak, bütün temel ihtiyaçların rahatlıkla karşılanmasından ibaret bir geleceğin toplumu kurgusunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Retoriğimizi, pathos'umuzu, ethosu'umuzu da buna göre revize etmek durumundayız.

Cesur Yeni Dünya, hali hazırda farklı burjuva bilim insanları tarafından zaten dillendirilmiş, gerçekleşmekte olduğuna dair ilk emarelerin alınmaya da başlandığı insanlığın geleceğine dair ürkütücü bir senaryonun ipuçlarını da veriyor; biyolojik olarak da farklılaşmış iki ayrı insan türünden oluşan iki ayrı toplum.

Kapitalist üretim modeli insanlığın büyük bir çoğunluğunun emek gücünden vazgeçebilecek hale gelmiştir. İnsanlığın mevcut emek gücünün ezici bir kısmı iktisadi olarak "gereksizdir". Birkaç yıl önce bizim TV'lerden birinde bir ekonomistin dediği gibi, "Bugün bütün ülkeler bütün üretimlerini durdursalar, iğne iplik bile üretmeye son verseler, sadece Çin ve Hindistan bütün dünyanın "iktisadi" açıdan gerekli üretimini kaşılayacak durumdadır". İktisadi açıdan gerekli emeğin sömürülmesinin getirdiği problemler bir yana, bugün artık iktisadi ilişkilerin tamamen dışına itilmiş, "gereksiz" bir nüfus var. Bu koca nüfusun yeniden iktisadi sürece dahil edilmesi de pek mümkün görünmüyor, dünyanın kapasitesinin sınırlarına varılmış gibi. Bu yarılma uzun vadede nasıl bir sonuç doğurur? Bence romandaki gibi, "uygar" ve kendi kaderine terkedilmiş şehirlerin dışında yaşayan "vahşiler" olarak ikiye ayrılmış bir insanlık.
İçerik 
 
9.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt Temmuz 18, 2011
#1 Eleştirmen  -   View all my reviews (513)

Bütün Arzularımız Gerçekleşirse Ne Olur?

Eğer bütün arzularımız gerçekleşir, hazzı sınırsızca yaşarsak kendimizi ideal bir toplumda değil bir kabusun, bir ters ütopyanın içinde buluveririz. Bu kült eserin ana fikrini, eğer illa ki gerekiyorsa sanırım böyle özetleyebiliriz.

1932 yazılmış olmasına bakıp, güncelliğini yitirmiş olabileceği düşünülmesin, "Cesur Yeni Dünya" kanımca yazıldığı dönemden çok daha aktüeldir, hazzın, cinselliğin en azından İslam coğrafyası dışında yaşamın yegane amac haline getirildiği şimdilerde.

İlginçliği, diğer ters-ütopyalara tezat bir şekilde baskı, yasaklama, korku araçları ile değil, bilakis "özgürlük", "eğlence", "kolay mutluluk", "arzuların sınırsız tatmini" üzerinden kurulan bir kontrol toplumunu anlatmasından kaynaklanıyor.

Bu toplumda kimse mutsuz değildir, düşünceler üzerinde baskı da yoktur zira kimsenin dile getirebileceği bir düşüncesi zaten yoktur, en başta hiç oluşmaz zaten. Oldukça hiyerarşik sınıflı bir toplumdur, ancak hiç kimse bunun rahatsız olunabilecek bir durum olduğunu düşünmez. Zira sınıflar, bir sömürü ihtiyacından kaynaklanmaz, tamamen işlevseldir.

Yeni bireyler, kadın ve erkeğin doğal çiftleşmesi sonucu değil, dalyandaki balıklar gibi yapay seri üretimle üretilir. Sürekli mükkemmelleştirilen, damızlık yumurta ve spermlerin döllenmesi ile oluşturulan zigotlar, uzun seri üretim sürecinde geçirildikleri farklı işlemler sonucu farklı işlevleri olan bir sınıfa uygun bireyler haline getirilir. Örneğin bir işçi üretilecekse, Hatcery, yani dalyandaki yapay döllenme işleminin belli aşamalarında embriyoya az oksijen verilir ve beynin gereğinden fazla gelişmesi önlenir. Her sınıfın ne kadar bireyden oluşacağı, ince hesaplar sonucu ihtiyaca göre saptandığı için, aşırı nüfus sonucu ortaya çıkabilecek problemlerin tümünün önüne geçilmiştir; işssizlik, konut, ulaşım, sağlık, eğitim sorunları kökten çözülmüştür. Bütün dünya hakları, aynı sistemde birleşmiş olduğu artık savaşlara da gerek kalmamıştır, tek bir dünya toplumu kurulmuştur.

Kısacası önümüzde tarihin başlangıcından beri insanlığın başına musallat olmuş temel sorunların hepsi çözülmüştür.

Bu tamamen kapanmış, tarihin gerçekten sonunda kurulmuş "ideal" bir toplumdur. Son tahlilde bir distopyadır ama aslında kendi işleyişinin mantıki sonucuna vardırıldığı Kapitalizmin ideal ütopyasıdır.

Huxley bunun ipucunu, bu ideal toplumun dini için yaptığı seçimle verir; bildiğimiz bütün semavi ve dharma dinleri yerlerini "John Ford" dinine bırakmıştır. İnsanlar şaşırdığında, -Aman Tanrım, Oh Jesus vs diye değil, Aman John Ford'um, Ford'umuz korusun vs diye bağırırlar. Yapay döllenme bandı da, romanın yazıldığı yıllarda bugün Facebook'un yarattığına benzer bir etkiye sahip olan Fordist üretim bandına bir göndermedir.

Dolayısıyla rahatlıkla Cesur Yeni Dünya'nın diğerleri gibi, örneğin Orwell'in 1984'ü gibi totaliter sosyalist bir toplumun değil -hoş 984 de sosyalist toplumlarda değilkapitalist toplumlarda gerçekleşti ya neyse- , doğal üreme fonksiyonun bile otomatize edildiği, insanların biyolojik varlığının bile kapitalist üretim sürecine dahil edildiği, mantıki sonucna vardırılmış bir kapitalizmin eleştirisi olduğunu söylebiliriz.

Henüz yaygınlaşmamış olsa da, genetik mühendisliğindeki büyük gelişmeler sonucunda, tıpkı romanda olduğu gibi insanın biyolojik üreme işleminin herhangi bir meta üretimi gibi tamamen kontrol edilebilir bir süreç haline getirilebileceğini biliyoruz. Bundan sonra sözkonusu olan sadece bebek-meta'nın üretiminin pazara sürülümü feasible olacak kadar verimliliğinin arttırılmasıdır. Belli özelliklere sahip bir araba siparişi ne kadar kolaysa, belli özelliklere bir bebeğe sahip olmak da artık o kadar kolaydır.

İdeal genlere sahip, arzularının önündeki bütün engeller ortadan kaldırılmış, dolayısıyla her dürtüsünü anında tatmin eden bieylerden kurulu bu toplum kurgusu çok ciddi bir soru koyar önümüze; bütün bu zevkleri deneyimleyen kim? Özne nerde?

Woody Allen'in bir filminde, işyerlerindeki, okullardaki yiyecek-içecek otomatları gibi sağda solda orgazm otomatları vardır. Orgazm ihtiyacı doğduğunda insanlar yemek molasında vs bir 5 dakika bu otomatların içine girer, orgazm olup çıkarlar.

Arzu, tatmini önündeki bütün engeller ortadan kalktığında kendisi de kaybolur. Lakin temel Zizek okumalarının bize öğrettiği Lacan'cı felsefeye göre, tatmini sürekli ertelenen Arzu bizleri özne olarak kurar. Tatmin edilmeyen arzunun etrafında oluşturulan fantazi kurgusu içinde bir özne olabiliriz ancak. Fantazi katedilir ve dolayısıyla o kurgu dağılırsa bir özne olarak bizde dağılırız.

Romanda fantazinin katedilip öznelliğin bu dağılışının örneğini, Vahşi John'un "uygar" Lenina'ya aşkını ilan ettiği sahnede görürüz;

John "uygarlıktan" uzak, hala John Ford öncesi tarihte takılıp kalmış vahşi yerli kabile içinde büyümüştür; bir köşede unutulmuş Shakespeare'in toplu eserlerini okuyarak romantik bir öznellik geliştirmiştir. Lenina ile karşılaştığında, arzunun ulaşılamayan nesnesi olarak onun etrafında bir fantazi kurar, derin aşk acıları yaşamaya başlar. Roman boyunca ona nasıl açılacağını düşünür durur. Lenina da kayıtsız değidir, zira kendi kıstaslarına gire John ideal bir arzu nesnesidir, yakışlıktır, atletiktir vs John'un ona hala sevişme teklif etmemiş olmasını yeterince güzel olmamasına bağlar.

John sonunda onu deli gibi sevdiğini ilan ettiğinde Lenina hemen soyunuverir "Canım benim niye daha önce söylemedin" diye. John beyninden vurulmuşa döner, çıldırır, kendisini bir özne yapan bütün bir fantazi kurgusu dağılmıştır.


Cesur Yeni Dünya, yazarın niyeti o mudur bilemem ama, değilse bizim kendi okumamızla ona yüklememizde herhangi bir sakınca olmayan, bence güncelliğini hala koruyan, hatta yazıldığı dönemde bile olmadığı kadar güncel, son derece önemli bir ders verir bize; kapitalizm, sınırsız zevke, sınırsız tüketime, bütün bireylerin bütün arzularının dolaysızca tatmin edebilmesine dayanan bir toplum modelini hedefleyen kendi mantıki sonucuna varabilse "dahi", ki malum o da çok zor, ortaya çıkacak bir "Güneş Ülkesi", masalsı bir ütopya değil, boğucu ölçülerde sıkıcı bir toplum olacaktır.

Bu dersin, komunist ütopyaya yönelik bir de Corollary'si var;

Cesur Yeni Dünya, komunist ütopya ile kapitalist ütopya'nin son tahlilde aslında özdeş olduklarının ipucunu verir. Şöyle bir düşünelim, genel ortalama sol zihinlerde komunist ütopik toplum nasıl tahayyül edilir, Cesur Yeni Dünya'dan çok da farklı mıdır? İşte bütün temel toplumsal çelişkilerini aşmış, karnı doyan, arzularını sınırsızca tatmin edebilen bireylerden oluşmuş bir toplum.

Eğer kapitalist ütopya ile farklılığımızı ortaya koymayı gerçekten istiyorsak, bütün temel ihtiyaçların rahatlıkla karşılanmasından ibaret bir geleceğin toplumu kurgusunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Retoriğimizi, pathos'umuzu, ethosu'umuzu da buna göre revize etmek durumundayız.

Cesur Yeni Dünya, hali hazırda farklı burjuva bilim insanları tarafından zaten dillendirilmiş, gerçekleşmekte olduğuna dair ilk emarelerin alınmaya da başlandığı insanlığın geleceğine dair ürkütücü bir senaryonun ipuçlarını da veriyor; biyolojik olarak da farklılaşmış iki ayrı insan türünden oluşan iki ayrı toplum.

Kapitalist üretim modeli insanlığın büyük bir çoğunluğunun emek gücünden vazgeçebilecek hale gelmiştir. İnsanlığın mevcut emek gücünün ezici bir kısmı iktisadi olarak "gereksizdir". Birkaç yıl önce bizim TV'lerden birinde bir ekonomistin dediği gibi, "Bugün bütün ülkeler bütün üretimlerini durdursalar, iğne iplik bile üretmeye son verseler, sadece Çin ve Hindistan bütün dünyanın "iktisadi" açıdan gerekli üretimini kaşılayacak durumdadır". İktisadi açıdan gerekli emeğin sömürülmesinin getirdiği problemler bir yana, bugün artık iktisadi ilişkilerin tamamen dışına itilmiş, "gereksiz" bir nüfus var. Bu koca nüfusun yeniden iktisadi sürece dahil edilmesi de pek mümkün görünmüyor, dünyanın kapasitesinin sınırlarına varılmış gibi. Bu yarılma uzun vadede nasıl bir sonuç doğurur? Bence romandaki gibi, "uygar" ve kendi kaderine terkedilmiş şehirlerin dışında yaşayan "vahşiler" olarak ikiye ayrılmış bir insanlık.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
 
Powered by JReviews